Çelişkili savlarıyla tanınmış filozof Friedrich Nietzsche (1844-1900) şöyle demiş: „Tanrı nerelere gitti? Bak, dinle; sana söyleyeyim: Biz onu öldürdük. Senle ben! Onun katili biziz… Tanrı ölüdür ve ölü kalacaktır.“ Ateizm tarihin çok öncelerine uzanır. Davut (İ.Ö.yalaşık 1000) Mezmurlar’da şunu belirtir: „Akılsız kişi yüreğinde, ‚Tanrı yoktur‘ dedi.“ Ardından, Davut bunun nedenine gider: „Bozuldular, iğrençlik işlediler; iyilik eden yok!“ (Mezmur 14:1 7; 53:1 6). Çeşitli görüşler, felsefeler, yorumlar, Tanrı inancını enikonu eleştirenler Tanrı denen bir varlık yoktur sonucuna varmanın ardından sorunun daha derinine hiç eğilmeden tüm savı noktalayıveriyor. İnsanın bozukluğu, kudurganlığı iyiye değil kötüye belirti.. Bunlar nereden kaynaklanıyor, insanlığın başına nasıl çorap örebiliyor, temeldeki düzensizlik hangi ana noktada odaklanıyor? Bu sıradan bir sürü düğüm noktası bilerek ya da bilmeyerek yanıtsız bırakılıyor. Üstelik, Tanrı diye biri yoktur diyen bazıları düpedüz tanrı kesiliyor, dağlardan yüksek sorunları kendi çözüm yöntemiyle çözebildiğini düşünüyor.

Önceki yüzyılın son elli yılında bazı genç filozoflar bu çağda artık Tanrı’ya yer ve gerek kalmadığını varsaydı. Ademoğlunun şaşırtıcı başarıları hızla akan zamanda beliriyor dendi: Teknoloji, atom, uzay, fizik, elektronik gereçler, bilgisayar, kitlesel iletişim ve bu sıradan bir sürü buluş insanın kesin egemenliğini kanıtlamakta. Evrim kuramının etkinliği akıllarda büsbütün oturmuştur.. Bu çağdaş düşünürlere göre kişinin Tanrı kanışı bilinçaltı, hatta bilinçdışı kuramlardan kaynaklanmakta.

Ateizmin Türkçesi tanrıtanımazlıktır. Çeşidi pek çoktur. Bunu esinleyen görüşler: Yeni Çağ felsefesi, Derin Düşünce Erişimi (TM), Panteizm (tümtanrıcılık), Fatalizm (kadercilik), Nihilizm (hiççilik), Varoluşçuluk, Darwincilik, Marxizm, bilimsel hümanizm, bilimsel doğacılık, Ampirizm (deneycilik) ve daha birkaçı.. Görüldüğü gibi madalyanın ters tarafında ayrı bir çeşit tanrı inancı oluşturma çabaları fokurdamakta. Ademoğlu Tanrısız yaşayamıyor. Sizin bildiğiniz Tanrı yok ama şöylesi var diyerek derindeki ihtiyaca kendi icatlarını sunuyor.

Charles Darwin (1809-1882) kurulu düzende vahşet öğesine değinerek Tanrı’ya inancı dışladı. „Biyolojik varlıkların yok olmamak için savaş sürdürdüğü bir ortamda Tanrı kavramı düşünülemez“ dedi. Karl Marx (1818-1883) Tanrı inancını acıları yatıştırmaya yarayan insan buluşu afyon diye nitelendirdi. „Bununla yaşama ölüme belirli bir anlam konularak sınıfların savaşını etkisiz kılma amacı kovalanıyor“ dedi. Sigmud Freud (1856-1939), „Ana babanın çocuklar üzerinde bir tür avutma, uyutma yolu aramasının çocukça bir çabasıdır inanç konusu“ dedi. Sav ardına sav uçuşuyor, her kafadan bir ses çıkıyor. Elbette bütün bu düşüncelerin bağlıları çok.

Çoktanrılığı, İmparator tapınışını temel zorunluluk kılan Roma düzeni Mesih bağlılarını ateizmle suçladı! Onlarsa bunu tek Tanrı’ya karşı günah sayarak kesinlikle kınadı, birçokları aslanlar çukuruna atıldı. Kutsal Söz’de ateizmin hem tanımı, hem de kökeni şu çözümleme diliyle sergilenir: „O’nun göze görünmeyen nitelikleri —başlangıcı sonu olmayan gücü ve tanrılığı— dünyanın yaratılmasından bu yana yapılan işlerden anlaşılmakta ve açık açık görülmektedir. Onun için hiç özürleri yoktur… Tanrı’yı bilme aşamasına gelmeyi onaylamadıklarından, Tanrı onları uygunsuz işler yapmaları için onaylanmayan düşünceye teslim etti. Onların varlığında her tür bozukluk, aşağılık, açgözlülük, kötülük doldu taştı. Çekememezlik, adam öldürücülük, kavgacılık, düzenbazlık, bayağılık onları tepeden tırnağa dek sardı. Dedikoducular, başkalarını çekiştirenler, onu bunu aşağı görenler, büyüklenenler, ana baba sözü dinlemeyenler, düşüncesizler, sözünde durmayanlar, sevgi nedir bilmeyenler, sevecenlikten yoksun kişiler“ (Romalılar 1:20,28 31).

Tanrı’yı dışlamak çetin iş değil. Ama O’nu yok saymanın sonuçları değinilen kesimde belirtildiği gibi, tehlike göstergesidir. Tanrı yok diyerek O’nun yasalarını hiçe sayalım, böylece kargaşa dünyasına bir fol da biz yerleştirelim. Ateizmin nedenleri arasında bir sürü bozukdüzen din ve dinsellik uygulaması da sırıtmakta. Filozofların babası Sokrates şöyle diyor: „Dikkatle araştırılmayan yaşam yaşanmaya değmez!“ Bu özdeyişi şu düzgüyle koşutlamak yanlış olmaz: „Dikkatle araştırılmayan inanç inanmaya değmez!“ Maddesel, zamansal, dinsel kavram ötesindeki gerçeklere kafası kapalı durmak, temel konulara ilgisiz kalmaktır.

Öncesiz-sonsuz çağlar Tanrısı insan yorumlarıyla bilinemez, din uygulamalarıyla O’na erişilemez. O’nu herkese tanıtan, tanrısal doluluğun O’nda konut kurduğu biri geldi yeryüzüne: „Hiçbir vakit, hiç kimse Tanrı’yı görmedi. Ancak Baba’nın bağrında olan biricik Oğul O’nu bildirdi“ (Yuhanna 1:18). Ve Mesih kesin yetkiyle vurguladı: „Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır“ (Yuhanna 8:32). Tanrı’yı bilmek özgürlüktür. Biçimsel-töresel çabalar ötesinde, elle tutulur sevgisi ilişkisinde diri Tanrı’yla tanışmanın gönenci bambaşkadır.

Teizm

Teizm ateizmin tersidir. Kendisini ateist nitelendirenin aklını kurcalayan bir sürü takıntı var. Düşünen kişinin sorunlara birer soru işareti çekmesi doğaldır. Soruların bir kesimi sağlıklıdır; kişiyi kanışlı bilgiye götürebilir, sağduyulu teizme iletebilir. Birkaçına değinmek bu çetin konuya ışık saçabilir: Tanrı olsa ne olur, olmasa ne olur? Bu hiçbir şeyi değiştirebilir mi? Tanrı varsa şu dünyanın, doğanın, insanlığın haline baksın da yarattığı allak bullak ortama sıkılsın! Tanrı’nın varlığını nereden bilebilirim? Tanrı inancı körü körüne bir atılım değil mi? Aklın, mantığın çaresizliğini kim özler? Aklın kabul edemediği şeye YOK denir. Kendimi çok zorluyorum, ama inanamıyorum. Var dersem kendimi kandırmış sayılmaz mıyım? Çevrem Tanrı’ya inananlarla dolu. İnanıyorlar da ne değişiyor sanki? Onlar benden iyi mi? Allah-ü-ekber bağırışlarıyla adam öldürenlere ne denecek? Allah adı birçokların ağzında bir silah değil mi? Tanrıcı’ya göre O iyiyi onaylıyor, kötüyü de yargılıyor. Oysa neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim söyleyebilir? Hangi inancın ölçüsüyle ölçülebilir bunlar?

Bu tür soruların ardı arkası kesilmez. Tümünü yanıtlamak çok uzun çaba. Hiç kuşkusuz ardından yenileri belirecek. Soruların bazısı iyi düşünülmüş; hem de haklı. Ne var ki, bunlar konunun can damarına basmıyor; çünkü kusurlu, kişisel uslamlamalı, zamana mekana kısıtlı, ölümlü yaratık aklından kaynaklanıyor. Ateizmi esinleyen sorunların birkaçına eğilebiliriz: Bu kanışı taşıyan ya da yayan belki küskünlük duygusuyla bocalıyor. Beyin jimnastiği yapıyor. Canını sıkan kalıp-laşmış Tanrı pekiyiciliğine rest çekiyor, çevresindeki acı ıstırap onu sarsıyor, vb.

Ateistim diyene doğrultulacak sorular da var: YOKTUR dediğiniz Tanrı düşüncenizde nasıl biridir? Bir kuram ya da savlama ürünü mü? Kişiliği olmayan, ne olduğu belirsiz bir din önderi mi? Ademoğullarına keyfi şeriat kuralları veren mi? Milliyetçilik duygularını okşayan, düşmanına düşman kesilen yanlı bir varlık mı? İnsanlara kitap gönderen bir üstat mı? Varlıklının yanında yer alan maddeci bir sermayeci mi? Zayıfın savunmasızın ezilmesini onaylayan mı? Öncekiler gibi bunlar da uzayabilir. Şaşırtıcı çelişkiler zinciri durmadan karşımızda sırıtıyor: Kısıtlı kısıtsızı nasıl anlayabilir? Zamana mekana sınırlı sınırsız olanı nasıl bilebilir? Yaratılan Yaratan’ı nasıl çekiştirebilir? (bkz. Eyub 38:4).

Tüm arayışa karşın dinler kesin bir bilgi sağlayamıyor. Kimisi Tanrı’yı kişilikten yoksun, niteliği bilinmeyen kaderci, çok yüksek bir varlık olarak tanıtıyor; kimisi binlerce yersel tanrıda belirdiğini söylüyor; kimisi en sonunda bütün ruhları içine çeken evrensel ruh olduğunu varsayıyor. Kimisi çok ırakta kabuğuna çekilmiş salt kendini düşünen, hükmünde haksız yaşlı birini tasarlıyor..

Bütün din kurucularından apayrı özellikle, güçle, yaşam vermekle insanlığa gelen İsa Mesih şöyle tanıtılır: „Her şeyin başlangıcından önce Tanrısal Söz vardı. Tanrısal Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Tanrı neyse Tanrısal Söz O’ydu. Başlangıçta Tanrı’yla birlikteydi… Tanrısal Söz beden oldu aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliği niteliğinde gördük“ (Yuhanna 1:1,2,14). Mesih, „Ya Rab, Baba’yı bize göster“ diyen bir öğrencisini şöyle yanıtladı: „Beni görmüş olan Baba’yı görmüştür… Ben Baba’dayım, Baba da bendedir… Ben ve Baba biriz“ (Yuhanna 14:9,10; 10:30). O, insan bedeni kuşanan tek Tanrı’dır; Tanrı’nın öncesiz-sonsuz biricik Oğlu.. „Oğul’u Baba’dan başka kimse bilmez. Baba’yı da Oğul’dan başkası bilmez. Bir de Oğul’un kendisine Baba’yı açıklamak istediği kişi Baba’yı bilir“ (Matta 11:27).

Tanrı kimdir? „Tanrı sevgidir“ (I Yuhanna 4:8,16). Bunun kanıtı, Mesih’in biz insanların öz niteliğiyle dünyamıza gelip acılarımızı, ıstıraplarımızı, günahımızı, yargımızı kendi üzerine yüklenerek yerimize ölmesidir. Aynı kesimde şu düşündürücü söz vurgulanır: „Sevgi Tanrı’dandır ve seven kişi Tanrı’dan doğmuştur, Tanrı’yı bilendir“ (7). Sevgi insan başarısı değildir. Kaynağı sevgi olan Tanrı’dandır, O’nun armağanıdır. Tanrı en kötü günahlıyı sever, kayrasıyla onu arıtır. O kişi yeniden doğar, Mesih’in buyruğunu sayar: „Sen de git, düşmanını sev!“ Tanrı’yı bilmenin sonuçları doğaötesidir.

Günahsız olan günahlılar için öldü. Evrensel Yargıç yargılanarak öldü. Ölümsüz, ölümlüler yerine öldü. Seven, herkesin kinini üzerine topladı; sevgi nedir bilmeyenlerin elinde kanını akıttı. Ama mezarda kalamazdı. Ölümü ne kaza, ne tecelli, ne de suikast idi. Üçüncü gün diriliş bedeniyle, tanrısal görkemle, apaçık yengiyle dirildi. Kırk gün sonra öğrencilerinin gözü önünde, oradan geldiği yücelere ayrıldı, inanlılarına Kutsal Ruhu’nu gönderdi. Askeri, siyasal, ümmetçi bağlılıklar ötesinde bulunan inanlılar topluluğunu oluşturdu. Bu yüzden Tanrı’yı kanıtlı güvenlik-le tanımak tek yolladır: „Tanrı Oğlu’nun geldiğini ve Gerçek Olan’ı bilmemiz için bize anlayış verdiğini biliyoruz. Biz Gerçek Olan’ın bağlılığındayız: O’nun Oğlu İsa Mesih bağlılığında. Bu, gerçek Tanrı’dır ve sonsuz yaşamdır“ (I Yuhanna 5:20). Mesih çağırıyor: „Ey bütün yorulanlar ve ağır yük altında yıprananlar! Bana gelin. Sizleri dinlendiririm“ (Matta 11:28).